YENİ GÖZETİM TEKNOLOJİLERİNE RAĞMEN FİKRİ HÜR, VİCDANI HÜR, İRFANI HÜR İNSANLAR YETİŞTİRMEK MÜMKÜN MÜ?

İnsanı hayvandan ayıran özelliklerden biri şudur: Hayvanlar dünyaya biyolojik bir programla gelir ve genlerine işlenen bu biyolojik programa göre yaşamlarını sürdürürler. Biyolojik program gereğince hayvanlar gün ışığına bağlı olarak uyur ve uyanır, acıkınca yemek yer, boşaltım ihtiyacını hemen giderir, uykusu gelince uyur, havalar ısınınca tüy döker, çiftleşme mevsimi gelince üreme davranışı gösterir, vb. Bütün bu davranışları biyolojik programa uygun olarak gerçekleştirir ve bu biyolojik programın dışına çıkmaz, çıkamaz. Doğada biyolojik programın dışına çıkabilen tek canlı insandır. İnsanın uyuma ve uyanma saatleri gün ışığından bağımsızdır, acıktığı halde yemek yemeyi erteleyebilir, boşaltım ihtiyacını geciktirebilir, uykuya direnebilir, vb. Dolayısıyla insan, biyolojik programın dışına çıkabildiği ölçüde insandır, aksi halde hayvandan farkı kalmazdı.

Biyolojik programın dışına çıkmak insan olmak için gereklidir ama yeterli değildir. İnsan yaşamı söz konusu olduğunda, biyolojik programın yerini sosyal program alabilir ve bu kez de insanlar birey olamazlar. Toplumsal ve/veya politik kuralları, normları, vb. hiç sorgulamaksızın kabullenen ve itaat eden, birey olarak kim olduğu ve hayattan ne istediği üzerinde düşünmeyen, dolayısıyla yaşamın anlamını sorgulamayan insan, birey olamaz. Bağımsız bir kimlik ve kişilik geliştiremeyen bir insan da özgür değildir; o halde bir insanın seçim yapabilmesi, karar verebilmesi, kararları doğrultusunda davranışlarda bulunabilmesi ve bütün bunların da sorumluluğunu üstlenebilmesi için “özgür bir birey” olması gerekir. Özgür bireyler ancak kendi iradeleri ile başka özgür bireylerle ilişki kurabilir, ortak amaçları gerçekleştirmek için işbirliği yapabilir, üretebilir, paylaşabilir, toplumun refahına katkıda bulunabilirler.

Eğitimin temel amacı özgür bireyler yetiştirmektir. Eğitim öncelikle bireyi tanımayı, güçlü ve zayıf yanlarını tespit etmeyi, bireysel farklılıkları da dikkate alarak her bireyin potansiyelini sonuna kadar geliştirebilmeyi, bireylere özgür iradesi ile seçim yapabilme, karar verebilme ve bunun sonuçlarını kabullenme olgunluğunu kazandırmayı amaçlar.

Koronavirüs salgını nedeniyle bu günlerde küresel düzeyde sadece sağlık ya da ekonomik bir krizle değil, aynı zamanda çok ciddi bir eğitim krizi ile de karşı karşıyayız. Bununla sadece okullarda örgün eğitime ara verilmesini ve uzaktan eğitime geçilmiş olmasını kastetmiyorum. Bizatihi eğitimin temel amacının, yetiştirilmek istenen insan modelinin çok ciddi bir meydan okuma ile karşı karşıya olduğunu belirtmek istiyorum.

21. Yüzyılda 21 Beceri adlı kitap başta olmak üzere, yazdığı kitaplar  hızla Türkçeye de çevrilen İsrailli yazar Harari’nin 20 Mart 2020 tarihinde Financial Times’da “Koronavirüs Sonrası Dünya” başlıklı bir makalesi yayınlandı. Bu makalede öne sürülen görüşler, eğitimciler açısından yukarıda sözünü ettiğimiz meydan okumaya işaret ediyor.

Yazar, hükümetlerin bugünlerde verecekleri kararların gelecek yıllarda bütün dünyada sağlık, ekonomi, politika ve kültürü şekillendireceğini belirterek koronavirüs salgını sonrasında artık farklı bir dünyada yaşayacağımızın altını çiziyor. Acil durumların tarihsel süreçleri hızlandıracağını vurgulayan Harari’ye göre acil durumlarda alınan kısa vadeli önlemler bir süre sonra normal yaşamın bir parçası haline gelerek kalıcı bir nitelik kazanır. Bu duruma kendi ülkesi İsrail’den örnek veren yazar, 1948’de olağanüstü koşullarda basına uygulanan sansür ve iskan politikaları ile ilgili geçici kararların 2011 yılında zar-zor kaldırılabildiğini belirtiyor. Bu örnekten hareketle, salgın nedeniyle bugünlerde zorunlu olarak ve geçici kaydıyla uygulamaya konan uzaktan eğitimin bir süre sonra koşullar normale dönse bile devam edeceği ve artık tamamen eski günlere dönülmeyeceği söylenebilir.

Harari, koronavirüs salgını nedeniyle başta Çin olmak üzere çok sayıda hükümetin yeni gözetim teknolojilerini kullanmaya başladığını belirtmektedir. Çinli yetkililer; insanların akıllı telefonlarını çok yakından izleyerek, insan yüzünü tarayan ve tanıyan milyonlarca kamerayı kullanarak, insanların vücut ısısının kontrol edilmesine ve tıbbi durumlarının raporlaştırılmasına adeta mecbur bırakmaktadır. Virüsün izlenmesi ve yayılmasının önlenmesi gerekçesiyle de bu uygulama meşrulaştırılmakta ve yaygınlaştırılmaktadır. Aslında akıllı telefonlar sayesinde zaten takip edildiğimiz, gözetlendiğimiz ve manipüle edildiğimiz söylense de, ortaya çıkan yeni durum çok farklıdır. Harari bu yeni durumu ifade etmek için, insanoğlunun gözetim tarihinde bir dönüm noktasında olduğumuzu belirterek, şimdiye kadar uygulanmakta olan “cilt üzerinden” (over the skin) gözetimin, “cilt altından” (under the skin) gözetim biçimine dönüşeceğini söylemektedir. Şimdiye kadar parmağınız akıllı telefonunuzun ekranına dokunduğunda ve bir bağlantıyı tıkladığınızda, hükümetler ve büyük şirketler sizin hangi bağlantıyı tıkladığınızı öğrenebiliyorlardı. Ama koronavirüsle birlikte ilgi odağı değişti. Artık ekrana dokunduğunuz andan itibaren sizin ateşiniz, nabzınız, tansiyonunuz gibi biyometrik verilerinizi öğreniyorlar. Bu tür kişisel ve mahrem bilgilerinizin pazarlamacılıktan politik tercihlerinizin manipülasyonuna kadar her alanda kullanılması ve böylece artık her bir bireyin farkında bile olmaksızın kontrol edilmesi ve yönlendirilmesi mümkün. Bu arada bir teselli ikramiyesi gibi, insanların da aynı gözetim teknolojilerinden yararlanarak hükümetleri gözetim altında tutabilecekleri, böylece totaliter yönetimlerin engellenebileceği söyleniyor.

Harari, bu değişimin kaçınılmaz olduğuna ve bir şekilde uyum sağlamamız gerektiğine bizi ikna etmeye çalışıyor. Kişisel bilgilerimizin korunması ile sağlığımız arasında seçim yapmak zorunda kaldığımızda sağlığımızı seçeceğimizi ifade eden Harari, aslında kişisel bilgilerin güvenliğinden feragat edebileceğimiz konusunda da adeta bizi hazırlıyor. Deyim yerindeyse, insanlara çip takılmasına itiraz etmeyin, bundan yararlanmaya bakın mesajı veriliyor.

Komplo teorilerine inanılmaması gerektiğini, bilim adamlarının açıklamalarına inanılması gerektiğini belirten Harari, her ne kadar son yıllarda inandırıcılıklarını büyük ölçüde yitirmiş de olsalar politikacıların söylediklerine inanmamız gerektiğini ve son olarak da bu konuda küresel işbirliğinin şart olduğunu söylüyor.

Harari’nin yukarıda ana hatları ile özetlemeye çalıştığım görüş ve önerileri başta Çin olmak üzere birçok ülkede sessiz sedasız uygulamaya konuyor. Türkiye’de de Sağlık Bakanlığı “Evde Kal Mobil Uygulaması” ile bu uygulamaya geçti. Acil durumlar için uygulamaya konulan bu gözetim teknolojisi ile toplanan kişisel ve biyometrik bilgilerin nerede depolanacağı, bilgilerin güvenliğinin nasıl sağlanacağı, kimlerin ve hangi amaçlarla kullanımına açılacağı gibi soruların cevabını bilmiyoruz. Eğitimcilerin bu koşullar altında fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bireyler yetiştirmenin yöntemlerini bir an önce bulmaları gerekiyor.                         

Prof. Dr. Selahiddin Öğülmüş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir