Aşırıcılık (Extremism) Psikolojisi

Prof. Dr. Selahiddin Öğülmüş

Aşırıcılık (Extremism) Psikolojisi[1]

İnsanları aşırıcılığa (extremism) sevk eden şey nedir? İki psikolog (Kruglanski ve Moskalenko), bu soruya cevap vermek için bir kitap yazmışlar. Yazarlarla yapılan uzun söyleşiden birkaç alıntı ve bana çağrıştırdıklarını paylaşmak istiyorum.

Aşırıcılık (Extremism/Extremist), temel ihtiyaçlarımızdan birinin (örneğin açlık gibi fizyolojik bir ihtiyaç veya önemsenmek/adam yerine konmak gibi psikolojk bir ihtiyaç) diğer ihtiyaçları gözardı edecek kadar baskın hale geldiği bir motivasyonel dengesizlik durumudur. Bu tür bir motivasyonel dengesizlik durumunda diğer ihtiyaçların ve davranışlarımızı düzenleyen kuralların davranışlarımız üzerindeki etkisi azalır, hatta ortadan kalkar ve artık bu baskın ihtiyacı karşılamaya yönelik her türlü girişim meşruiyet kazanır. Örneğin çok uzun süre yiyecek bir şey bulamayan ve açlığın artık baskın bir ihtiyaç olduğu durumlarda insanlar “yenilebilir” birşeyler bulduklarında bu yiyeceğin tadını, sağlıklı olup olmadığını, yemek yeme kurallarını, toplumsal normları, kısacası davranışı kısıtlayabilecek bütün faktörleri (kısıtlayıcıları) göz ardı ederler ve bu ihtiyacı karşılayacak her türlü davranış, kişi açısından meşruiyet kazanır. Filmlere de konu olan bir uçak kazasında, And dağlarına düşen uçaktan sağ olarak kurtulanların kazada ölen arkadaşlarını yemeleri buna bir örnektir.

Davranışlarımızı kısıtlayan faktörlerin ortadan kalkması, her türlü aşırılığı açıklamak için kullanılabilir. Örneğin önem ve değer görme ihtiyacı (biz buna “adam yerine konma” ihtiyacı diyelim) baskın ihtiyaç haline geldiğinde kişinin gözü başka hiçbir şey -eş, dost, arkadaş, kariyer, sosyal normlar, vb- görmez olur; bu ihtiyacı karşılamak için ölmek veya öldürmek de dahil her şeyi göze alır. Bu motivasyonel dengesizlik, baskın ihtiyaca hizmet eden her şeyi meşrulaştırarak aşırılığa uygun zemin hazırlar.

Aşırıcılık, potansiyel olarak herkeste var olan bir eğilimdir. Bu eğilim, ölüm-kalım meselesi (ya da bekâ sorunu) olarak nitelenen kriz durumlarında (örneğin çölde susuz kalmak veya bir vahşi havyanın saldırısına maruz kalmak gibi) hayatta kalabilmek için bütün dikkatimizi ve enerjimizi (kaynaklarımızı ve yeteneklerimizi) baskın ihtiyacımızı karşılamaya yöneltmemizi sağlar. Dolayısıyla da bunun aslında işlevsel bir eğilim olduğu ve hepimizin bu eğilime sahip olduğu söylenebilir.

Normal koşullarda insanlar ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik davranışlara karar verirken toplumsal kuralları, beklentileri, normları, değerleri, vb. dikkate alırlar. Davranışı kısıtlayan bu faktörler toplu halde yaşamayı da mümkün kılar. Ancak, hemen hemen her akşam televizyon yayınlarında veya sosyal medyada şok edici veya “bekâ meselesi” olarak sunulan haberlere/programlara maruz kalırsanız, sizin için aşırılığı besleyen bir zemin hazırlanmış demektir. Bu zeminde adeta insanların gözü kararır, eş-dost tanımaz olurlar; toplumsal normlar veya ahlaki kurallar, değerler, vb. önemini yitirir ve aşırıcılık olarak nitelenebilecek şekilde davranmaya başlarlar. İçinde bulunulan durumu veya koşulları “beka meselesi” olarak nitelendirmek, insanları aşırılıkçı (ekstremist) bir zihniyete yönlendirmek için yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir.  Bu yöntem internetten alışveriş yapmak, belli bir programa göre beslenmek, vücut geliştirmek,

radikal siyasi görüşlere sahip olan ve radikal eylemlerle ilgili çevrimiçi aşırılıkçı topluluklara katılmak şeklinde karşımıza çıkabilir.

Aşırıcı (extremist) kişilerin önemli ortak özelliklerinden biri, dominant hale gelen ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olan temel amaçlarına odaklanmaları ve bunun dışında kalan herşeyi gözden çıkarmaya hazır olmalarıdır. Bu temel amaç, örneğin Gandi gibi ulusal düzeyde veya (Usame Bin Ladin gibi dini açıdan bir anlam arayışı olabilir. 

Aşırıcı (extremist) kişilerin diğer bir ortak özelliği, beslenme alışkanlıklarında çarpıcı bir değişikliğin olmasıdır. Örneğin hem Gandi hem de Usame Bin Ladin, sömürgecilere karşı mücadele etmek gibi bir temel amaca odaklanmışken, her ikisi de çok az yemek yiyerek veya uzun süre oruç tutarak beslenme alışkanlığında köklü bir değişim yapmışlardır. Daha sonra bu yaşam tarzını başkalarına da dayatır, başkalarından bu şekilde yaşamaları için talepte bulunurlar.

Aşırıcı (extremist) kişilerin bir diğer ortak özelliği, başkalarının gözünde nasıl göründüklerini umursamamaya başlamalarıdır. Bunu da örneğin farklı bir giyim-kuşam tarzı benimsemelerinde ve bu farklılığa karşı başkalarının tepkilerini umursamaz / kayıtsız tavırlarında görmek mümkündür [2]. Bu da onların toplum tarafından dışlanmalarına veya izole edilmelerine yol açmakta ve extremist olma sürecini kolaylaştırmaktadır. Bir birey toplumdan izole oldukça çevresinde sadece kendisi gibi toplumda izole olmuş diğer extremist kişiler kalır ve böylece extremistlerden oluşan bir grupla karşılaşabiliriz. Bunlar 3-5 lise öğrencisi de olabilir, bir ideolojinin savunucusu durumundaki kalabalık gruplar da olabilir.  Son söz olarak şunu belirtelim: Bu günlerde ülkemizin gündemini işgal eden okul baskını gibi olayların faillerini, hatta borsada yaşanan fon skandalının öne çıkan karakterlerini extremizm psikolojisi ışığında değerlendirmek ilginç olabilir.


[1] https://www.apa.org/news/podcasts/speaking-of-psychology/extremism

[2]Ülkemizde de 1990’lı yılların sonlarında “Aczimendiler” denilen ve yukarıdaki tanımlara göre extremist olarak tanımlanabilecek olan grubun üyeleri, giyim-kuşamları ile çok belirgin bir biçimde farklılaşmışlardı. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.